Ramazan Söğüt Ramazan Söğüt Ramazan Söğüt
Ramazan Söğüt Web Sitesi

Hadis...

Hz. İbni Ömer Radiyallahu Anh'tan rivayetle Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vessellem buyurdular ki:

"Bir kimse bir müslümanın kanının akmasına bir kelimenin bir hecesiyle bile yardım etse, kıyamette
alnına, 'Allah'ın rahmetinden bu kişinin payı yoktur' diye yazılır."

(Beyhaki/Şuab)

Resulullah.org 

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

Canlı yayında SKANDAL

Canlı yayında SKANDAL

 

Genç Bakış programına katılan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Küçükusta Türkiye'de domuz gribi nedeniyle hayatını kaybedenlerin çoğunlukta olduğu illerdeki vakaları 'AK Parti'ye oy veren yerler' şeklinde yorumladı.


Abbas Güçlü'nün sunduğu Genç Bakış programının tartışma konusu Türkiye'nin en önemli sağlık gündemi Domuz gribi oldu. Programa İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Haluk Eraksoy ve Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta konuk oldu.

Ensonhaberin haberine göre, canlı yayında Türkiye'de domuz gribi nedeniyle hayatını kaybedenlerin illere göre dağılımını gösteren haritaya ilişkin Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta'nın yorumu dikkat çekiciydi. Türkiye'de neden belirli bölgelerde ölümlerin gerçekleştiğine ilişkin soruya Küçükusta'nın cevabı ilginçti; 'Ak Parti'nin oy aldığı yerler oraları, ondan'


26.11.2009

Yorum (yok) Yorum yaz!

BİR KİBRİTLE MANGAL BİLE YANMIYOR PAŞA

BİR KİBRİTLE MANGAL BİLE YANMIYOR PAŞA


Bu Ergenekon taifesi ve destekçileri Samanyolu’nun haberlerinden pek bir rahatsız. Tehdidin bini bir para. Ağzı olan konuşuyor diyorlar ya, o misal. Konuşmayı biliyorum diyen ağzını tehditle açıyor.

Kişisel husumetleri yok çok şükür. Topumuzu birden ortadan kaldırmanın peşindeler.

Daha birkaç gün önce adamın biri sözle de olsa ateşe verdi bütün kurumu. O nasıl bir ustalıktır ki, tek kibrit yetti hayalini gerçekleştirmeye. İkinci kibriti çakmadı bile.

Anlaşılan dünün paşası bu günün siyasetçisine fırsat verseler, kibrite de ihtiyaç duymayacak. Kin ve nefreti yetecek bir televizyon kanalını yakmaya. Hem de içindeki 500 kişiyle birlikte… İşin garip tarafı ısrarcılar da. Her gün onlarcası arayıp aynı şekilde tehdit etmeye devam ediyor…

Zannımca henüz, Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğundan haberi yok kendisinin. Ancak her ne kadar gittiği yerlerde 30-40 kişiyi ancak toplayabiliyor olsa da “siyasetçiyim” diyor ve halktan oy istiyor. Bunun için de nasıl bir devleti yönetmeye talip olduğu en kısa zamanda hatırlatılmalı. Zira bu ülkede artık bir kibritle değil 500 insan, mangal bile yakılmıyor.

Dolayısıyla şahin kanatlı emekli paşamızın tehditleri ürkütmedi çok şükür. Kendisine en güzel cevabı sağ olsun seyircilerimiz verdi zaten. Önceden sadece cuntacılar tehdit için ararken şimdi destek telefonları yağıyor. Kurum adına yapılan açıklamanın, “arkanızdayız” mailleriyle uzayıp gittiğini de herkes gördü.

Nitekim, “Hadi canım sende” deyip geçtik üstünden. Lakin, yine de bu tehditlerin derinlemesine mütalaa edilmesi kanaatindeyim. Çünkü kuru bir laf kalabalığından öte, çok tehlikeli bir anlayışın izleri görülüyor bu tehditlerde.

En başta milletin pek de yapancı olmadığı, “devlet de kanun da benim anlayışı” yok mu burada? “Benden değilsen düşmansın. Hele bana karşıysan asılmayı da kesilmeyi de yakılmayı da hak ediyorsun” demiyor mu bu şahıs.

Ergenekon soruşturması başlayalı beri hemen hemen her gün yeni katliam planlarıyla yüzleşiyoruz. Düşman gördükleri bir partiyi devirmek için koskoca Türkiye’yi ateşe atmayı, çocukları bile diri diri yakmayı mubah sayan mantığın şokunu yaşıyoruz.

Bu şahsın ifadelerinde de bir kafes planı yok mu sizce? Sırf cunta rahat etsin diye namlunun ucuna konulan insanlar geldi mi gözünüzün önüne.
Peki bu tehditleri duyunca sizin de kafanızda bir Cemal Temizöz canlandı mı? Hani şu 20 küsur kişiyi (bazılarının kafasına da kendisi sıkarak) öldürdüğü iddia edilen albay Temizöz. Yakılan köyler, faili meçhuller, kayıplar ve yargısız infazlar?

Bugün siyasetçi olarak çevresinde pek dinleyeni olmasa da, dün bu şahıs, milletin gözbebeği ordusunda, emir verme yetkisine sahip bir generaldi. Bugün hukuk da benim adalette diyen kişiye, bir kişi sordu mu mu acaba?

Sayın siyasetçim! Kibrit çakmadaki bu maharet nereden geliyor? Görev yaptığınız yerlerde sizin gibi düşünmeyen hele hele size göre öteki olan vatandaşların, ailelerin, köylerin ve köylülerin hali niceydi acaba?
Çok şükür memleket artık onların bildiği gibi değil. Asrın Davası’nı tarihi dava yapan da bu anlayışı ve ürünlerini yargılıyor olması değil mi?

NADİR KILIÇ
SAMANYOLUHABER

Yorum (yok) Yorum yaz!

Teşrik Tekbirleri Nedir, Ne Vakit Söylenir?

Teşrik Tekbirleri Nedir, Ne Vakit Söylenir?

 

Kurban bayramının birinci gününe yevm-i nahir, diğer üç gününe ise eyyâm-ı teşrik denir. Bayramdan evvelki güne ise yevm-i arefe (arefe günü) denir ki Zilhicce'nin 9. günü olmaktadır. Ramazan bayramında arefe yoktur.

Arefe gününün sabah namazından itibaren bayramın 4. günü ikindi namazına kadar 23 vakit farz namazını müteâkib birer defa Allahü Ekber Allâhü Ekber Lâ ilâhe İllâllahü Vallâhü Ekber, Allâhü Ekber ve Lillâhi'l-Hamd şeklinde tekbir alınır. Bunlara teşrik tekbirleri denir. Teşrik tekbirleri fakîhlerin çoğuna göre, namaz kılmakla mükellef herkes için vâcibtir. Sünnettir diyenler de vardır.

Teşrik tekbirleri günlerinde namazı kazaya kalan bir kimse, bu namazları yine teşrik günlerinde kılarsa tekbirleri de kaza eder. Teşrik günlerinden sonra kıldığında ise, teşrik tekbirlerinin kazâsı gerekmez. Kadınlar teşrik tekbirlerini gizli olarak getirirler.
Sorularlaislamiyet.com

Yorum (yok) Yorum yaz!

Zaman Saati Çaldığı An.

Zaman Saati Çaldığı An.

Musa Hop (Hub)

...Ve Allah Âdem’i yaratır. Bütün melekler emr-i ilâhîyle secdeye kapanır. İblis kibirlenir, secde etmez. Âdeme ve nesline düşman-ı hâin kesilir; huzûr-u ilâhîden kovulur, şeytan-ı lâin haline gelir. Derken büyük muharebe başlar. Yasak ağaçtan tadılan mevye, savaş sahasının değişmesine sebep olur. Gökler ötesi âlemlerde başlayan bu şeytan-insan mücadelesi nihayet yeryüzüne iner, orada devam eder. Karanlığın nûra açtığı kaderî savaştır bu. İnsanoğlundan aldananlar, şeytana kapılanlar olur. Peygamberler gelir hakkı tebliğ için, kitaplar iner semadan. Medeniyetleri deniyetler, idbârları ikbâller takip eder. Her nebinin dudağında bir ahirzaman fısıltısı kıpırdar.. fısıltısı mı kıpırdar, fırtınası mı kopar. Dehşetinden ümmetler korkar. Kum saatinde asırlar geçer, seneler biter ve nihayet başlar büyük fitneler, küfürler, şirkler, zinalar, binalar, savaşlar, fitneler, fesatlar. İkindi Peygamberi’nin (s.a.s) verdiği haberler gerçekleşir birer birer. Kendisini peygamber sanan Deccallar, Süfyanlar türer. Bir Kahtânî, bir Cahcah peyda olur. Asr-ı Saadet yılları kadar aşkın ve kısa süreli bir ışık tufanı yükselir ahirzaman diliminde. İsa’nın alnında, Mehdi’nin çehresinde. Peygamber Arkadaşlarına mukabil Peygamber Kardeşleri doğar gurbet mağaralarından ve hicret diyarlarına göç ederler. Nebi mesajı güneşin doğup battığı her yere ulaşır. Derken o ışıklar da söner gider birer birer. Harikuladelikler çağıdır. Cansızlar bile konuşmaya başlar. Zaman hızlanır, mekân daralır. İnsanlar camileri doldurur, içlerinde (hakiki) tek mü’min yoktur. Ümmet yüzlerce büyük günahla perişandır. İslâm toplumunda küfür ve şirk virüsünü kapmayan tek hücre kalmamıştır. Azıcık dünya mukabilinde dinini satanlar zuhur eder. Lat ve Uzza’ya yeniden tapılmaya başlanır. Sefiller sultan olur. Emanet zayi edilir. İş, ehli olmayana verilir. Elbise değiştirir gibi din değiştirilir. İlim, küçüklerin eline düşer. Fırat nehrinin altından dağ gibi bir hazine çıkar. Ye’cüc ve Me’cüc hurûç eder. Sedd-i Zülkarneyn harâp olur. Büyük bir ateş yükselir Hicâz’dan. Kızıl rüzgarlar, kanlı kasırgalar. Zelzeleler. Kıtâller (herc). Suret değiştirmeler (mesh). Yere batmalar (hasf). Gökten yağan taşlar (kazf). Dünya, cehenneme dönmüştür. Şefkat tokatlarını ikaz tokatları, onu da zecr tokatları takip etmiştir. Şok üstüne şoklar yaşanır. Ancak hiçbir sadme, mü’mini uyandıramaz. Bir kuşluk vaktidir, Dabbetü’l-Arz zuhûr eder ansızın. Bu sırada kum saatinde tek kum tanesi kalmıştır, zaman saatinin çalması ân meselesidir. Bir meltem eser önce Şam’dan, Yemen’den, ötelerden. Zerre kadar imanı olan herkesin ruhunu kabzeder gider. Geriye sadece kâfir, şerir kimseler kalır. Küre-i arz kafasının aklı mesabesinde olan Kur’ân bütünüyle çekip gitmiştir. Akılsız kalan yeryüzü, izn-i ilâhîyle başını bir seyyareye çarpar ve dünya, tersine dönmeye başlar. Tam o esnada kum saatindeki tek kum tanesi de düşer ve kıyamet saati çalmaya başlar. Bir cuma günüdür bu, dünya hayatının en son cuması. Ve güneş batıdan doğar. Herkes mü’mindir artık, ancak iş işten geçmiştir; tevbe kapısı kapanmış, kalbler mühürlenmiş ve yazıcı melekler kalemlerini kırmıştır. Yeryüzünde Allah Allah diyen tek kişinin kalmadığı işte o vakit meçhuller, malum olur.. ve kıyamet kopar!!!

İman hayattır, vücûdîdir; küfür ölümdür, ademîdir. Bütünüyle imanını kaybetmiş bir insanlık artık topyekün ölümü hak etmiştir. Kıyamet böyle küllî bir ölümün adıdır, hem ölümün, hem dirilişin. Kıyamet vaktine, saat de denilmiş, zaman saati. Dünyanın bitiş, ahiretin başlangıç vaktini bildirir. Bu büyük hâdiseler, Sultan-ı Mutlak’ın emirber me’muru İsrafil’in komutuyla başlar ve biter. Sûr’a (boynuzvâri bir boruya) üç defa üfler. Üflemeler arasında kırk … vardır. Kırk ne? Meçhul gizem. Bu üç ses, üç devredir; korku, ölüm ve diriliş devreleri. İlkine Nefha-i Fezâ’ (korkutan üfleme) denmiş: “Gün gelecek Sûr’a üflenecek, Allah’ın diledikleri dışında herkes müthiş bir korkuya kapılacak…”(Neml, 17/87). İkincisine Nefha-i Sa’k (öldüren üfleme) denilmiş: “Sûr’a üflenir, göklerde ve yerde kim varsa çarpılıp cansız yere düşer, tâbi Allah’ın diledikleri hariç.”(Zümer, 39/68). Üçüncüsüne ise Nefha-i Kıyâm (diriliş üflemesi) adı verilmiş: “Sûr’a bir daha üflenir: bir de bakarsın bütün insanlar, kabirlerinden ayağa kalkmış, etrafa bakınıp duruyorlar.”(Zümer, 39/68). “Sûr’a üflendi, kalk borusu çaldı.. işte bak kabirlerinden kalkıp, Rablerinin huzurunda duruşmaya koşuyorlar. Eyvah bize! Kim kaldırdı bizi yatağımızdan? diyorlar. İşte Rahmânın va’di buydu! Resûller doğru söylerler. Bütün olay, bir çağrıdan ibaret! İşte hepsi büyük duruşma için toplanmışlardır. Artık bugün hiç kimseye zulmedilmez, size hakkınızdan başka bir karşılık da verilmez.” (Yâsîn, 36/51-54).


1. SAHNE: ELVEDA DÜNYA

İsrafil’in Sûr’a ilk iki üflemesi
Kıyamet vakti deyince hayalde beliren genel sahneler… Önce yürekleri yırtan bir sayha kopar! Mukarreb melekler dahil, sema, arz, rüzgar, dağ ve deniz her şey dehşete düşer. Ve ardından: Kur’ân’ın kuvve-i câzibiyyesinden mahrum kalan arz ü şems ve arş ü ferş birbirine girer. Derken imâmesi kopan uzay sistemi, tespih taneleri gibi saçılan Samanyolu, çil çil dağılan galaksiler, yörüngesinden fırlayan gezegenler, birbiriyle çarpışan seyyareler, parça parça aylar, külçe külçe dünyalar... Güneş dürülür, yıldızlar kararıp dökülür ve dağlar yürütülür. Okyanuslar bir kazan gibi kaynatılır. Kazıklarının sökülmesiyle bir çekirdek gibi çatlayan yeryüzü.. ve derken her şeyi yerle bir eden ıslık ıslık kasırgalar, dağları söküp fırlatan tufanlar, karaları yutan deniz dalgaları, dört bir yandan fışkıran lavlar, cehennem gibi kaynayan magmalar, her yeri saran alev alev yangınlar, yeryüzünü yeraltına katıp karıştıran depremler.. karalara çakılan vapurlar, uçaklar, havalarda uçuşan trenler, arabalar, denizlerde boğulan dağlar, Lut gölüne dönen Everestler-Ağrılar, ekvatorlaşan kutuplar, volkanlarla boğuşan dev buzullar, okyanuslara gömülen adalar, birbirine giren kıt’alar, Asyalar, Avrupalar, Afrikalar, Amerikalar... Ve bütün bunlarla birlikte: gümbür gümbür yıkılan binalar, tuz buz olan apartmanlar, saraylar, abideler, çöken tapınaklar, kiliseler, havralar, camiler, devrilen minareler, dağılan kubbeler, ufalanan fabrikalar, yerleri delen gökdelenler, caddeleri kaplayan enkazlar, enkazlar altında kalan canlar, şak şak yarılan yollar, ekinler gibi yatan ormanlar, bir anda silinip giden tarihî umranlar; köyler, kentler ve devletler...

Evet evet insanlar, çığlık çığlık insanlar, feryat feryat hayvanlar ve avaz avaz bütün canlılar.. çocuğunu düşüren anneler, annesinin delirişini gören bebeler, bir anda saçları ağaran yavrular.. gözler fal taşı gibi açık, akıllar donmuş, ruhlarda korkunç bir telaş, zihinler karmakarışık.. bütün düşünceler, mazinin haber verdiği şu ânın çıkmazında ve hatırlamalar, feveranlar, hezeyanlar, heyecanlar, helecanlar, hafakanlar, şaşkına dönenler, çırpınanlar, çıldıranlar, dövünenler, debelenenler, elini-kolunu ısıranlar, gözlerini kapayanlar, kulaklarını tıkayanlar, bir köşede yırtınırcasına böğürenler, âh u figan edenler, bağıranlar, nutku tutulup bağıramayanlar, dilini yutanlar, karnını tutanlar, ödü kopanlar, yerinde bayılıp kalanlar, sağa sola kaçışanlar, bir yarıktan uçuruma yuvarlananlar, gökdelenlerle birlikte yere çakılanlar, azgın dalgalar altında boğulanlar, kızgın lavların arasında yananlar, arabasının yahut evinin içinde ezilenler ya da iş yerlerinde pestile dönenler, parçalanan cesetler, cesetsiz ruhlar, havalarda uçuşan eller, kollar, kafalar ve kanlı organlar.. kırılan hayaller, yıkılan ümitler, sararıp solan yüzler, bembeyaz kesilen benizler, akıl-cinnet arası gel-gitler.. ve hepsinden öte yalnız kendi derdine düşmüş insanlar ve cinler… Evet evet hepsi, nihayet hepsi bütünüyle ölüp giderler ve cansız birer yığın halinde yere serilirler.. yere mi, uzaya mı?

Nefha-i sa’k, öldürür her canlıyı, her cansızı. Ayaktakiler yıkılır, yıkılanlar toz-duman olur. Her bir şey, her şeyin içinde; her şey her bir şeyin. Ad, Semud, Sodom-Gomore’nin helak olmuş halleri ne ki! Şimdi bütün insanlar, hayvanlar ve bitkiler.. tüm dağlar, çöller ve denizler.. ötesinde dünyalar, aylar ve yıldızlar.. yani her şey can vermiştir. Şaşırmak, korkmak, ürpermek, titremek, bayılmak ve ölmek. İşte saniyelere sığıştırılan upuzun bir süreç, ölüm süreci. Görünen-görünmeyen bütün âlemler ve o âlemlerdekiler hem şâhittirler, hem de meşhûd. Bütün varlık mezaristana dönmüştür, bütün varlık tabuta. Ölen de kendisidir, gömüldüğü yer de kendisi. Kim nedir, ne kimdir? Nasıllar, niçinler biter. Çünkü Azrail’i gören gözden perde kalkar; ve bir saniye önce şiddet-i zuhûrundan göremediği hakikatı, âyân-beyân müşahede eder. Dağılan bedeniyle, bedenindeki gözüyle değil; ruhuyla, yani kendisiyle. Muhteşem kâinat, muhteşem bir enkazdır artık…

Böyle bin dekorlu bir yok oluş sahnesi canlanıyor, bir bitiş, bir tükeniş tablosu beliriyor insanın tahayyül dairesinde önce. Sonra git gide belirginleşiyor tasavvur perdesinde. İşte bu, insanoğlunun bütün bir tarihten miras aldığı köklü inanç: Kıyamet Saati! Nebilerin sözlerinden, velilerin gözlerinden. Şimdi Göğün yerlilere verdiği haber gerçek olmuş, te’vîl-i rüya vuku’ bulmuştur. Bütün beşeriyetin müşterek yâdına çarpan bir hak söz vardır. Topyekün mazinin “olması yakındır” dediği o cihanşümûl gerçek artık varlık sahnesine düşmüştür. Nihayet kıyamet saati ‘donk!' etmiş ve olan olmuştur. Demek Gök, doğru söylemiş. Heyhat ki süre bitmiştir. İman kapısına kilit vurulmuş, teklif semaya çekilmiştir. Derken bir devran böylece kapanmış, ve dünya “Hey gidi günler!"e karışmıştır.



2. SAHNE: MERHABA UKBÂ

İsrafil’in Sûr’a üçüncü üflemesi ve mahşer mahkemesi
İsrafil Sûr’a üçüncü defa üfleyince: yeryüzü, bir başka yeryüzüne, gökler de bir başka göklere tebeddül eder.. burada yeni bir âlemin eşiğine ayak basılır. Çağrı gelir gelmez Arş’tan, kabirler yarılır, içindekiler dirilirler. Ruhlar, kendi acbü’z-zenebinden yaratılan cesetlerini giyerler. Zarflar mazrufuna girer. Kimsenin bir işareti yoktur üzerinde. Herkes üryandır, sünnetsizdir. Ayağa kalkmış vaziyette insanlar, etrafına bakınır dururlar ve: “Ne oluyor, ne oluyor?” diye sorarlar. Sonra Allah’a hamd eder ve huzûr-u ilâhîde toplanmak için koşmaya başlarlar. Bu esnada, “ne de az kaldıklarını düşünürler dünyada". Sütbeyaz bir zemindir mahşer meydanı ve dümdüz. Her tarafı Rabbin nuru aydınlatır ışık ışık. Gözler yerdedir, başlar eğik. Herkes mahcuptur, herkes muhtaç, herkes mefluç. Toprak ana, gayri evlatlarına bakamaz hale gelmiştir. Aksine bütün sırlarını ifşa eder bir bir. Hesabı-kitabı tutulan dünya hayatının muhasebesi yapılır. Mahkemesi kurulur bütün davaların. Artık herkes yaratıldığı gayeye ulaşmıştır. İrade, mes’uliyetini tamamen yüklenir. Kaçmak ihtimali yoktur. Mazeret kabul edilmez. Her şey ne ise o olarak meydandadır. Maskeler düşer. Perdeler, elbiseler, etiketler, unvanlar ve şanlar kaybolur. Ve sûretler, sîretlerin aynısı olur.

Cennet ve Cehennemi vücuda getirecek malzeme toplanır. İman ve amel-i salihler, cenneti; küfür ve günahlar da cehennemi meydana getirir. İman ve amel-i salihler, Allah'ın emrine uymuş ‘olmak’tır ve âlem-i hakikatte bir cevheri olduğu için vücûdîdir; dolayısıyla Cennet vücûdîdir. Küfür ve günahlar ise Allah'ın emrine uymuş ‘olmamak’tır ve âlem-i hakikatte bir cevheri olmadığı için ademîdir; bu sebeple Cehennem de ademîdir. Artık şirke paydos! Bütün tanrılar ölmüştür, bir Allah vardır. Tağutlara hesap sorulur. Zalimlerden, şeddatlardan intikam alınır. Tam tekmil tutulan hayat defterleri, sahiplerine verilir, kimine sağdan, kimine soldan, kimine de arkadan. İstisnanın olmadığı bir âlemdir burası. Harf harf, nefes nefes sigaya çekilir insanlar ve cinler. Sonra bakılır:

Bir kalbte cennetin anahtarı “iman” yoksa, hemen derdest edilir kalıbıyla birlikte ve atılır sorgusuz-sualsiz cehenneme. Cennetin anahtarı var mı bir kişide? Var! Peki orada oturabileceği bir saray inşa etmiş midir kendisine, iyi amellerden? Etmişse ne âlâ, ne rânâ. Hali pek yaman aksi takdirde. Meğer ki rahmet-i ilâhî galeyana gele ve imdadına yetişe. Ne mal fayda verir, ne evlat, ne şu, ne bu. Hızır bile yetişemez “Eyne’l-Meferr? Yok mu kaçıp sığınılacak bir yer, yok mu?” çağrılarına. Herkes birbirinden kaçar. Alacaklılar, verecekliler. Kul hakları, Allah’ın hakları. Herkesin ateşi kendini yakar. Yalnız bir Nebi (s.a.s) var; herkes kendi derdinde, O herkesin derdinde. Kaldı ki O bile şu üç yerde, “amellerin tartıldığı, defterlerin dağıtıldığı ve Sırat’ın geçildiği yerlerde”, evet o bile “nefsî ya Rabbî, nefsî!” demekte. İş çetin, çok çetindir bu üç yerde. Hatta bir vakit darda kalır bütün nebiler de, ancak kurtulabilirler ümmet-i Muhammed’in şefaatiyle…

Güneş iki mızrak boyu yaklaşır. Kafirler derekelerine, mü’minler de derecelerine göre tere boğulurlar; bazısı dizlerine, bazısı kulaklarına kadar. Allah’ın gölgesinden başka gölgenin olmadığı o günde, sadece yedi sınıf insan zıllullahın altında gölgelenirler: âdil devlet başkanı, Allaha ibadet ederek yetişen genç, gönlü mescidlere bağlı olan kimse, Allah için seven-sevişen, o sevgiyle birleşip o sevgiyle ayrılan iki dost, mevki sahibi güzel bir kadın tarafından harama davet edilip de kadın kendisini ona arzettiğinde “Ben Allah’tan korkarım!” diyerek haram işlemeyen kimse, sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek şekilde gizlice sadaka veren kişi ve yalnız kaldığı vakitlerde gizli gizli Allah’ı zikredip gözyaşı döken kimse. Evliyaullaha korku yoktur o gün, hüzün yoktur. Hepsi nurdan minberler üzerinde necatı ve saadeti zevketmektedir. Onların dışında bütün insanlar ve cinler, lâl kesilmişlerdir. Ancak nebiler “Allahümme sellim, sellim!” derler. Zaman, ana-baba günüdür; mekan, can pazarı. Sıcaktan bunalan, susuzluktan kırılan her ümmet, kendi peygamberinin havzına koşar. En Büyük Peygamber (s.a.s), en büyük havz-ı kevserin de sahibidir: genişliği Eyle’den Aden’e (veya Amman’a) kadar uzanan. Ne acıdır ki develer gibi kovulanlar da olur bu arada, havz-ı Nebi’nin başından.

Yazının Devamı: 1 2

YENİ ÜMİT

Yorum (yok) Yorum yaz!

Türkiye bu programı konuşuyor

Türkiye bu programı konuşuyor.

Gündemin her an değiştiği ve gelişmeleri takip etmekte zorlandığımız şu günlerde

Mehtap TV’de Pazartesi akşamları saat 21.00’de yayınlanan ‘Akıl Defteri’

adlı program, diğer tartışma ve yorum programlarından farkını ortaya koydu.

Programın gerçek sahibinin sunucular değil, düşüncelerini, duygularını,sorularını ve yorumlarını gönderen seyircileri olması programın en büyük özelliği.

Gönderdikleri binlerce mesajla programa doğrudan ortak olan izleyiciler programa
 canlı olarak katılmış oluyorlar.

Üç usta gazetecinin görüşlerini cesurca ve ironik bir şekilde dile getirdikleri
programda izleyicilerden gelen görüşler anında programda aktarılıyor.

Prof Dr. Mehmet Altan, Prof Dr. Eser Karakaş ve Dr. Şahin Alpay’ın kendine has
 üslupları ile yaptıkları ve fikir seremonisine sahne olan Akıl Defteri'nde seyirciler de gönderdikleri mesajlarla dördüncü bir kişi olarak masaya oturmuş oluyorlar.

Seyirciler böylelikle tartışmalara katılıyor,yorumlarım içinde yer alıyor, velhasıl
programı canlı tutuyorlar.

Ayrıca ,seyircinin duygu ve düşüncesini serbestçe ifade etmesi de programın
dikkat çeken özelliklerinden birisi...

Sizde Akıl Defteri programında üç usta gazeteci ile aynı masada yer almak
istiyorsanız yapmanız gereken tek şey akildefteri@mehtap.tv adresine mesaj göndermek...


16.11.2009 13:04:33


Yorum (yok) Yorum yaz!

ELİF

ELİF

              Elif ince bir çizgidir. Bir ucunda kalbimiz var, bir uçunda ALLAH. Hangi ucu kalbimiz, hangi ucu ALLAH, kim bilir? Elif dosdoğrudur. Göğe yükselir. Maviliğe, temizliğe, sonsuzluğa, ışığa, aşka.... Elif inceliktir. Güzellik ve uygunluktur. O, gök yüzlü kızların boyudur. Yemyeşil ağaçların dalı. Dağ yürekli kahramanların mızrağı. Elif başlangıçtır. Allah adının ilk harfi ve yazı ordusunun ilk askeri. Alfabenin bayraktarı. Bilime, sanata, hayata açılan kapıdır. O götürür aydınlığa. O vardırır gerçeğe. Elif güzelliktir. Şairin sazında ses; fistanlarında, mintanlarında çiçektir. Elif Anadolulu bir ceylandır. Dağlara tırmanır, ovalarda seker. Renk renk halıları dokur, elvan gülleri derer, meleyen kuzulara karışır. Elif candır. Gözlerinde fer, kalplerimizde ateştir. Anadır, yardır, kardeştir.

Elif
candır. Canımdır. Kızımdır.

A.Vahap AKBAŞ

Yorum (yok) Yorum yaz!

RAMAZAN SÖĞÜT SİTESİ